KIYIDA KÖŞEDE KALMIŞ BİR AŞK ÖYKÜSÜ

 Varka ve Gülşah...

 Leyla ve Mecnun, Tahir ile Zühre, Ferhat ile Şirin, Romeo ve Juliet gibi...

 En az onlar kadar eski, en az onlar kadar büyük...

 Ama onlar kadar bilinmeyen...Yaşanmış, anlatılmış, minyatürleştirilmiş bir öykü...Gülşahın çadırda bayılması, Varka ile kavuşması sahne sahne minyatürlerde...

 Esas oğlan ve esas kız aynı anda doğarlar, kabile reisi iki kardeşin çocukları olarak.Birlikte geçirdikleri çocukluk sona erince aileler bunları evlendirmeye karar verir.Düğün gecesi Gülşah kaçırılınca asıl öykü başlar.Varka Gülşah'ı kurtarır kurtarmasına ama kavuşamazlar.Gülşah zengin birine verilir Varka'ya öldüğü söylenir.Gülşah'ın mezarı diye gösterilen ama aslında içinde koyun leşi bulunan mezarın başında kırk gün yemeden içmeden bekler Varka.Gerçeği öğrenince sevdiğini arar ,bulur , evli olduğunu görünce geri döner.Allah'a yalvarır, duası kabul edilir ve oracıkta ölür..Varka'nın öldüğünü öğrenen Gülşah mezarı başında hançerle kendini öldürür.Onu da oraya gömerler.

 Ama bu kadar değil...Varka ile Gülşah mesnevisinin devamı da var.

  Bir gazadan dönen Hz. Peygamber ve sahabeler mezarı ziyaret ederler.Sahabelerin ricası üzerine Hz. Peygamber dua eder, duası kabul olur, Gülşah ile Varka dirilirler, nikahlarını da Hz. Peygamberimiz kıyar.

  'Ölümsüz aşk' tabiri ne kadar da sığ geliyor kulağımıza şu gün değil mi?'Aşk' tabirinin bile içini boşaltmışlar sanki,derinliği kalmamış.

  Kıyıda köşede kalmış, mütevazi bir aşk öyküsü..

  Gülşah ve Varka...

Yorum Yaz